Karacık (Karaca, Karacuk, Karaçuk) Çoban, Dede Korkut destanlarının en önemli kahramanlarından biridir. Türk milletinin pek çok karakteristik öğesini kişiliğinde barındırır.
Salur Kazan’ın Evinin Yağlamandığı destanda, dirayeti, gücü, sadakati ve aklı ile ön plana çıkar.

SALUR KAZAN DESTANINDAN:
…
Altı yüz kâfir atlandı, koyunun üzerine dört nala gitti.
Gece yatarken Karacık Çoban kara kaygılı rüya gördü. Rüyasından sıçradı ayağa kalktı. Kıyan Gücü, Demir Gücü bu iki kardeşi yanına aldı. ağılın kapısını berkitti. Üç yerde tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı.
Ansızın Karacık çobanın üzerine altı yüz kâfir yüklendi. Kâfir der:
Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
Sütü peyniri bol kaymaklı çoban
Kazan Bey’in penceresi altın otağlarını biz yıkmışız,
Tavla tavla koç atlarına biz binmişiz,
Katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz,
İhtiyarcık anasını biz getirmişiz,
Ağır hazine bol akçasını biz yağmalamışız,
Kaza benzer kızı gelini biz esir etmişiz,
Kırk yiğidi ile Kazan’ın oğlunu biz getirmişiz,
Kırk ince belli kız ile Kazan’ın helâllisini biz getirmişiz,
Bre çoban uzağından yakınından beri gel,
Baş indirip bağır bas, biz kâfire selâm ver, öldürmeyelim,
Şökli Melik’e seni iletelim, sana beylik at verelim.
Çoban der:
Lâkırdı söyleme bre itim kâfir
İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir
Altındaki alaca atını ne översin
Alaca başlı keçim kadar gelmez bana
Başındaki tulganı ne översin bre kâfir
Başımdaki börküm kadar gelmez bana
Altmış tutam mızrağını ne översin murdar kâfir
Kızılcık degeneğim kadar gelmez bana
Kılıcını ne översin bre kâfir
Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana
Okluğunda doksan okunu ne översin bre kâfir
Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana
Uzağından yakınından beri gel
Yiğitlerin darbesini gör öyle geç
dedi.
Derhal kâfirler at teptiler, ok serptiler. Yiğitler ejderhası Karacık Çoban sapanının ayasına taş koydu attı. Birini atınca ikisini üçünü yıktı, ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kâfirlerin gözüne korku düştü. Karacık Çoban kâfirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çobanın taşı tükendi, koyun demez keçi demez, sapanının ayasına koyar atar, kâfiri yıkar. Kâfirin gözü korktu. Dünya âlem kâfirin başına karanlık oldu, der:
“Murada, maksuda ermesin, bu çoban bizim hepimizi öldürür mü,
öldürür” dediler, ve durmayıp kaçtılar.
Çoban şehit olan kardeşlerini Hakka teslim etti,
kâfirlerin leşinden bir büyük tepe yığdı, çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden
isli kül yapıp yarasına bastı, yolun kenarına geçip oturdu, ağladı sızladı.
Der:
“Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur” dedi.
…. ….
Kazan köpeği takip ederek Karaca Çoban’ın üzerine geldi. Çobanı gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:
Kazan der:
Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
Ünümü anla sözümü dinle
Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana
Kara başım kurban olsun çoban sana
dedi.
Çoban der:
Ölmüş müydün yitmiş miydin a Kazan
Nerde geziyordun neredeydin a Kazan
Dün değil evvelki gün evin buradan geçti. İhtiyarcık anan kara deve boynunda asılı geçti. Kırk ince belli kızı ile helâllin boyu uzun Burla Hatun ağlayarak şurdan geçti. Kırk yiğit ile oğlun Uruz başı açık yalın ayak kâfirlerin yanınca esir gitti. Tavla tavla koç atlarına kâfirler binmiş. Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş. Altın ökçe, bol hazineni kâfir almış.
Çoban böyle deyince Kazan âh etti, aklı başından gitti, dünya âlem gözüne karanlık oldu.
Der:
“Ağzın kurusun çoban, dilin çürüsün çoban,
Kadir senin alnına belâ yazsın çoban” dedi.
Kazan Bey böyle söyleyince çoban der:
Ne kızıyorsun bana ağam Kazan
Yoksa göğsünde yok mudur iman
Altı yüz kâfir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu, üç yüz kâfir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kâfirlere vermedim, üç yerden yaralandım, kara başım bunaldı, yalnız kaldım, suçum bu mudur” dedi.
Çoban der:
Yağız al atını ver bana
Altmış tutam mızrağını ver bana
Ap alaca kalkanını ver bana
Kara çelik öz kılıcını ver bana
Okluğunda seksen okunu ver bana
Ak kirişli sert yayını ver bana
Kâfire ben varayım
Yeniden doğanını öldüreyim
Yenim ile alnımın kanını ben sileyim
Ölürsem senin uğruna ben öleyim
Allah Taâla kor ise evini ben kurtarayım
dedi.
Çoban böyle deyince Kazan’a kahır geldi, tuttu yürüyüverdi.
Çoban da Kazan’ın ardından yetişti. Kazan döndü baktı, “oğul çoban nereye gidiyorsun” dedi. Çoban der:
“Ağam Kazan sen evini almağa gidiyorsan, ben de kardeşimin kanını almağa gidiyorum” dedi.
Böyle söyleyince Kazan der: “Oğul çoban karnım açtır, bir şeyin var mıdır yemeğe” dedi.
Çoban der: “Evet ağam Kazan, geceden bir kuzu pişirmişimdir,
gel bu ağaç dibinde inelim yiyelim” dedi. İndiler, çoban dağarcığı çıkardı,
yediler.
Kazan fikreyledi, der:
“Eğer çoban ile varacak olursam kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç
kakarlar, çoban beraber olmasa Kazan kâfiri yenemezdi derler” dedi.
Kazan’a gayret geldi. Çobanı bir ağaca sara sara muhkem bağladı, kalktı yürüyüverdi.
Çobana der:
“Bre çoban karnın acıkmamışken, gözün kararmamışken
bu ağacı koparmağa bak, yoksa seni burada kurtlar kuşlar yer” dedi.
Karaca Çoban zorladı, koca ağacı yeri ile yurdu ile kopardı, arkasına aldı, Kazan’ın ardına düştü. Kazan baktı gördü çoban ağacı arkasına almış geliyor.
Kazan der:
“Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır?”
Çoban der:
“Ağam Kazan bu ağaç o ağaçtır ki sen kâfiri tepelersin, karnın acıkır, ben sana bu ağaç ile yemek pişiririm” dedi.
Kazan’a bu söz hoş geldi. Atından indi, çobanın ellerini çözdü, alnından bir öptü.
Der:
“Allah benim evimi kurtaracak olursa seni tavlacı başı eyleyeyim” dedi.
İkisi yola girdi.
…
Kaynak: Dede Korkut Kitabı, Prof. Dr. Muharrem Ergin