Hüseyin IŞIK (Em.Korgeneral)
BİNBAŞI OSMAN NURİ’NİN KOZAN’DAN ATILMASI
Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi nedeniyle ordu emrinde görev yapan jandarma subaylarının tekrar Jandarma Genel Komutanlığı emrine verilmeleri emredildiğinden, o sırada Adana’da bulunan Jandarma Binbaşı Osman Nuri Bey, Kozan Jandarma Tabur Komutanlığı’na atandı.
Bir süre sonra Fransız yüzbaşısı Tayyarda Kozan Askerî Mutasarrıflığı’na atanmıştı. Kozan’daki Ermeniler Tayyarda’yı büyük sevinçler ve gösterilerle karşıladılar. Ermeniler bundan sonra daha da şımardılar. Yukarıda kısaca değinildiği gibi göçe giderken paralarını, evlerini, dükkânlarını, bağ ve bahçelerini Türklere verdiklerinden söz ederek herkesi soyup soğana çevirdiler. Fransızların Türk jandarmaları arasına Ermenileri yerleştirme girişimleri sonunda başarısız kaldı. Kansızlar, Ermenileri silâhlandırarak Türklere baskı yaptırıyorlar, köyleri yağmalatıyorlardı. Bu nedenle kurulmasına çalışılan “Müdafaa-i Hukuk” teşkilâtları gizlice fakat hızla gelişiyorlardı. Binbaşı Osman Nuri, Türkler üzerinde yapılan baskıyı hafifletmek için köy korucularını çoğaltarak, halka silâh dağıttı. Bunu haber alan Tayyarda, ‘Binbaşı Osman Nuri’ye güveninin kalmadığını” söyleyerek Kozan’dan ayrılmasını sağladı. Adı geçen binbaşının Ayıntapla atanmasını da Fransızlar kabul etmeyerek onu Konya’ya gönderttiler.
Bu husustaki yazışmayı müttefiklerin iç işlerimize nasıl karıştıkları ve İstanbul Hükûmeti’ne her istediklerini nasıl yaptırdıklarını belirtmek için sadeleştirerek aynen alıyorum. (Belge No: 1)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
NO: 1186
PADİŞAH İRADESİ SURETİDİR
Ayıntap Jandarma Tabur Komutanı 374 sicil numaralı Binbaşı Mehmet Talat Efendi’nin açığa alınmasıyla yerine Adana Alayı’nın Kozan Taburu Komutanı 269 sicil numaralı Binbaşı Osman Nuri Efendi atanmıştır.
Bu irade-i seniyenin (padişah iradesinin) icrasına içişleri Bakanı görevlidir.
19 Ağustos 1919
Sadrazam
İçişleri Bakanı
Damat Ferit Adil

Fransızlar padişahın bu iradesini dinlemediler ve onu Ayıntap’ta göreve başlatmadılar. Bu hususta Dışişleri Bakanlığı’ndan Harbiye Nezareti’ne yazılan yazıyı sadeleştirerek aynen alıyorum. (Belge No:2)
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI
SİYASÎ İŞLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
SAYI: 18422-732
Harbiye Nezaretine
Devletlu Efendim Hazretleri
Mısır Sefer Kuvvetleri Başkomutanı’nın komutası altındaki işgal edilmiş araziyi yöneten görevliler tarafından Kozan Jandarma Komutanlığı’ndan azledilmiş olan Osman Nuri Bey’in Ayıntap Komutanlığı’na tayin edildiği, halbuki adı geçen bu subayın savaş sırasında ülkesinde bulunan ve kendisine taraftar olan ünlü kişilere silâh dağıttığından Ayıntaptan kaldırılması ve işgal edilen arazi yakınında diğer bir göreve veya Müslümanlarla, Müslüman olmayanların birlikte oturdukları yerdeki bir göreve verilmemesi İngiltere Fevkalade Komiserlıği’nce ıstendiğinden gereğinin yapılmasına emirlerinizi. 19 Ekim 1919
Dışişleri Bakanı Adına
Müsteşar
Süleyman

Binbaşı Osman Nuri bu yazı üzerine Konya Jandarma Tabur Komutanlığı’na atandı. Binbaşı Osman Nuri’nin Kozan’da görevde bulunduğu sırada başından geçenleri anlatan yazısı sadeleştirilerek ve gerekli açıklamalar yapılarak aşağıya alınmıştır.
Jandarma Binbaşı Osman Nuri (Tuğgeneral Osman Nuri Sarol)’nin Antep ve Kozan olayları hakkında anlattıkları
Kozan’a gelişimin dördüncü ayında Adana’nın Fransızlar tarafından işgal edildiği bildirildi. Bir süre sonra Kozan’a da bir Fransız süvari kuwetinjn geleceği söyleniyordu. O sırada Kozan, Feke, Haçin (Kozan, Tufanbeyli, Saimbeyli) Ermenileri de göç ettikleri yerlerden dönmeye başlamışlardı. Alay komutanımız Yarbay Haşim Bey’den bir telgraf aldım. Bu telgrafta Kars (Kadirli) Bölük Komutanı Yüzbaşı Ali Saip Efendi (sonraları Urfa Millet Vekili Ali Sajp Ursavaş) lin Adana işgal Komutanı Albay Bremond tarafından görülmek üzere il merkezine gönderilmesi .emri verildi. Durum kendisine tebliğ edildi. Adı geçen subay tabur merkezine (Kozan’a) gelerek il merkezine gitmeyeceğini söyledi ise de “Madem ki alay komutanımız emrediyor, gitseniz iyi olur” dedim. Gitti ve bir süre sonra geri döndü. Kendisinin özverisinden dolayı biraz para ödülü verilerek kıtasına gönderildi. O sırada Kozan sancağına bir askerî mutasarrıfın gönderileceği haberi şehirde yayıldığından, memleketimizin asayişinin çok güzel olması nedeniyle Kozan’a Fransız kuvvetinin gönderilmemesi için Belediye Başkanı (Kozan eski millet vekili) Hüseyin Efendi’nin evinde toplanarak memleketimizin eşrafından (ileri gelen hatırlı kişilerden) bazı hamiyetti kişilerle, halen Kozan Millet Vekili Ali Şadi Bey’in de aralarında bulunduğu bir kurul gönderilmesine karar verdik. Ertesi gün Adana’ya bir kurul gönderilmişse de kurulun Adana’ya varmasından evvel Kozan’a atanan Askerî Mutasarrıf Yüzbaşı Tayyarda’dan “Yarın Kozan’a gelmek üzere Adana’dan hareket ediyorum. Kozan Askerî Mutasarrıfı Tayyarda” diyerek mutasarrıfımız İhsan Bey’e Adana’dan bir telgraf geldi. Kozan’daki Ermeniler de Adana’daki kulüplerinden karşılama yapmaları için emir almışlardı.
Kozan işgal kuvvetleri komutanı Mösyö Tayyarda
Bu telgraflar üzerine Ermenilerde dehşetli hazırlıklar ve sevinçler başladı. Tayyarda’yı karşılamak üzere Adana’ya bir kurul gönderdiler. Tüm Ermeni erkek ve kız okulları da hazırlığa başladılar. Tayyarda’nın geleceği gün tüm binalar Fransız ve Ermeni bayrakları ile donatıldı. Ermeni erkek ve kız okulları, ellerinde çiçek demetleri olduğu hâlde ulusal şarkılarla Kozanla beş dakika uzaklıktaki köprünün üzerine geldiler. Yerli halk da bu karşılamaya katıldı. Biz de Mutasarrıf ihsan Bey, Askerlik Şubesi Başkanı ve diğer görevliler gittik. Bir süre sonra ata binmiş olduğu hâlde, arkasında Kozan Ermenilerinin zenginlerinden bazı kişilerle Yüzbaşı Tayyarda geldi. Gelir gelmez Ermeniler tarafından müthiş alkışlandı. Atından indi. Tüm Ermeniler çevresini sardılar ve kendisi için hazırlanan kahveye götürdüler. Ermeni kızlar Fransızca ve Ermenice şiirler okudular ve söylevler verdiler. O da Fransızca karşılık verdi. Limonatalar içildi, kahveler geldi. Bundan sonra Tayyarda için şehir içinde hazırlanan bir Ermeni evine götürüldü. Daha sonra belediye dairesi Tayyarda’nın yazıhanesi yani makamı kabul edildi. Bir de yanında Kozanlı Ermeni tercümanı vardı. Ertesi günü Mutasarrıf İhsan Bey’in makamına gelerek bizi çağırttı. Yanına gittik. Benden “Jandarmanın mevcudunun, nerelerde eyleştiğini, isimlerini, eşkıya mevcut olup olmadığını” sordu. Doğal olarak sorularına karşılık verdim. Sonra dedi ki: “Sizin alay komutanınız Yarbay Haşim Bey’i, Fransızların amaçlarına hizmet etmediği için işten el çektirerek Beyrut’a gönderdik. Siz de böyle yaparsanız sizin de gideceğiniz yer orasıdır demek istedi.
“Kaç aydır maaş alamadığımızı” sordu. “İki aylık maaşımızı alamadık, havalesi gönderildi, gelince alacağız” dedim. Gülerek: “Ben sizin maaşlarınızı beraber getirdim, bundan sonra da jandarmaların maaşını muntazaman verdireceğim. Jandarma ve polis benim emrimdedir” dedi. Ben bu sözlere çok üzüldüm. Gerçekten alay ile haberleşme kesilmiş gibi idi. Adana’dan gelen yazılar daima Fransız kurmay yüzbaşısı tarafından gönderiliyordu. Aradan epey süre geçtikten sonra tüm haberleşmemizin ve yazışmamızın Yüzbaşı Tayyarda ile yapılması ve onun emrinde olduğumuz bildirildi. Ben doğal olarak bu durumu alay komutan vekilimize haber veriyordum. Tayyarda daha Kozan’a gelmeden evvel Ermeniler grup grup arabalarla Kozan’a geliyorlardı. Geldikleri zaman o kadar seviniyorlardı ki bunu anlatmak olanaksızdır.
Ermenilerin soygun teşebbüsleri ve bekçi teşkilatı
Tayyarda, geldikten bir süre sonra ve derhal Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Haşim Bey ile Ermeni Cemaati Başkanı ve Belediye Meclisi’nden birkaç Müslüman ve Ermeni’den oluşan bir komisyon kurdu. Bu komisyon, göç ettirilen Ermenilerin giderken köylerinde bıraktıkları eşyaları alanlardan geri alıp sahiplerine teslim etmekle görevli idi. Ermeniler, Fransız komutanından gördükleri iltifat nedeni ile kimde on kuruş alacakları var ise bin kuruş, kime bir koyun sattılarsa on koyun istemeye başladılar. Bu suretle Müslümanlara hakaret etmeye başladılar, hatta bazı geceler Müslüman köylerini basarak yağmalamaya, insan öldürmeye başladılar. Ben daha evvel böyle hâllerin olacağını düşündüğüm için çok kıymetli arkadaşlarımızdan olup daha sonra (yaşamını yitiren) Merkez Bölük Komutanlığı’nda bulunan Yüzbaşı Hasan Efendi ile depomuzda bulunan yüzden fazla tüfeği “bekçi teşkilâtı” adı altında köylere dağıtmayı düşündük. Mutabık kaldık (anlaştık). Başladık bekçi teşkilâtı yapmaya. Bir köye bir silâh lâzım ise iki verdik. Bazı kalabalık köylere üç silâh verdik. Bu suretle tehlikeli olan köyleri bekçi teşkilâtı adı altında silâhlandırdık. Köylülere de gizli olarak “gece köyünüze kim baskın yapmak isterse derhal silâhla karşılık verin” dedik. O sırada bir de baktım, Adana’daki işgal Kuvvetleri Komutanı Albay Bremond tarafından Kozan’da jandarmalık yapmak üzere yüzden fazla Ermeni geldi. Tayyarda beni çağırdı: “Taburunuzda ne kadar Adana ili dışından jandarma varsa tümünü terhis edip memleketlerine göndereceksin, taburda yalnız Adanalılar kalacaktır. Hatta subayların da işe yaramayanlarını Kilikya dışına çıkaracaksın. Eratın yarısı Ermeni yarısı Türk olacak” dedi.
Askerlerin terhis edilmesi
Durumu şifre ile Adana’ya yazdım ise de hiçbir karşılık alamadım. Çünkü olay merkezini de Kurmay Başkanı Yüzbaşı Kolber yönetiyordu. Tayyarda’nın isteği üzerine Adana ili dışından olan jandarmaları terhis ettik. Gelen Ermenileri Kars’a, Haçin’e (Kadirli, Saimbeyli, Tufanbeyli) gönderdik. Ertesi günü dört Ermeni subayı geldi. Bunları ilçelere yerleştirdik. Şubede sarhoşluk ve ahlâksızlıkları ile ün salmış namussuz Yüzbaşı Mirza adında biri vardı. Bu, daima Tayyarda’nın yanından ayrılmıyordu. Askerlik şube Başkanı Şamlı Haşim Bey de her nedense Fransız komutanı ile gece ve gündüz daima beraber ve Ermenileri koruyan bir durumda bulunuyordu. Haşim Beyin önerisi ile olacak ki bir gün Yüzbaşı Tayyarda beni çağırdı. “Komutan Bey, Askerlik Şubesindeki Yüzbaşı Mirza Efendi’yi jandarmaya alacağız. Adana’ya yazdım, şimdi buna görev veriniz” deyince sanki baştan aşağı vücuduma kaynar su dökülmüşçesine üzüldüm.
İşbirlikçi Mirza
“Bu adam jandarmaya yaramaz, sarhoş, ahlaksız, namussuz ne kadar kötülük varsa hepsi bu adamda toplanmıştır, jandarmaya yaramaz” dedimse de “Hayır, bu benim adamımdır, alacak ve görevlendireceksin” dedi. Ne yapayım, tüm emir komuta bunun elinde. “Pek iyi” dedim. Seyyar bölük komutanı vekâletine getirdim.
Bu Mirza Efendi, asıl görevinden çok, Askerlik Şubesi başkanı gibi Tayyarda’nın sanki uşağı gibi yanından ayrılmaz, ama daima soytarılık yapar. Ermenilerin hamisi (koruyucusu), hatta kendisinin Ermeni olduğunu söyleyerek Ermenilerin sevgisini kazanmaya çalışır, arsız, yüzsüz bir adamdı.

Bir gün tabura bilgi vermeksizin Tayyarda’dan aldığı emir üzerine Saimbeyli ilçesine bağlı köylerden para toplamak üzere Saimbeyli’ye gider. Oradaki köyleri dolaşır, Müslümanlara yapmadığı kötülük kalmaz. Hatta kadınların donuna kedi koymak suretiyle kadınlara işkence eder. Ben bunun bu namussuzluğunu haber aldım. Tayyarda’ya gittim ve dedim ki “Yüzbaşı Mirza Efendi pek namussuzca davranmış, bunun tahkikine gideceğim” dedimse de “Hayır sen gidemezsin, Saimbeyli Kaymakamım gönderirim” dedi. Ne ise ısrarım üzerine Mirzayı Kozan’a getirtti. Birkaç gün sonra bir de baktım ki, Mirza başına Fransız şapkası takmış, yakasına da Fransız jandarması işaretleri koymuş, makamıma geldi. Derhal “şapkayı başından çıkarmasını ve kendisinin bir Türk subayı olduğunu bilmesini” söyledim, Şapkayı çıkardı. Ertesi gün gene giydi. Çağırdım: “Niçin bu şapkayı başından çıkarmıyorsun” dedim. “Ne yapayım, Fransız komutanı Yüzbaşı Tayyarda bırakmıyor” dedi. Gene kendisine daldım, olmadık sözler söyledim. Kendisinde namus ve şeref, askerî onur olmadığı için sözlerim hiçbir etki yapmadı.
Müslümanlardan zorla toplanan paralar
O sırada Tayyarda tarafından memleketin ileri gelenlerine yardım parası yazılmaya başlardı. Zavallı Müslümanlardan birkaçı kendilerinden istenen parayı verecek olmadığını söyledilerse de tutuklanarak ceza evine konmakla beraber, kendilerinden istenen para da yarım kat artırıldı. Bu suretle Müslümanlardan hem para alınmaya hem de ülkeye kötülük yapacaklar diye tutuklanmaya başladılar. Ermeniler bu tutuklamaları görerek yüzsüzleşmeye başladılar. Çünkü koruyucuları Tayyarda idi.
Bayrağımızın indirilmesi
Memlekette artık her gün düğün töreni yapılıyor, çalgılarla kiliselerden evlerine gelin götürüyorlardı. Geceleri bizim aleyhimizde bağıra bağıra Ermeni marşları söyleniyordu. Müslümanlara hakaret edilmeye başlandı. Cuma günleri Hükûmet Konağı ile okullara Türk bayrağı asılıyordu. Mösyö Tayyarda “henüz barış yapılmadığını, Adana ili Fransızlar tarafından işgal edildiğinden Türk bayrağının hiçbir yere asılamayacağını ve bundan sonra hiçbir yapıya Türk bayrağı çekilmesine izin verilmeyeceğini” mutasarrıfa tebliğ etti. Böylece kutsal bayrağımızın dalgalandığını görmekten bizi yoksun bırakmışlardı.
Hakkımdaki şüpheler
Bir gün Tayyarda beni çağırdı. “Komutan Bey sen Savcı Tarsuslu Ruhi Bey ile beraber köylüleri, Fransızlar aleyhine kışkırtıyormuşsun. köylüleri silâhlandırmışsın dedi. Ben de “Hayır, bu işi yapacak kadar akılsız bir subay değilim. Bugün tüm Adana ili istilânız altındadır. Köylerde bir tek silâh bile yoktur. Onların yapacağı en küçük bir direnişin bile kendi zararlarına olacağını bilenlerdenim. Bunu kim söylemişse yalan söylemiştir” dedim. Tayyarda sözlerini şöyle sürdürdü: “Komutan sen tüm köylüleri silâhlandırmışsın, bizim aleyhimize onları ayaklandıracak mısın?” Bu soruya şu karşılığı verdim: “Bunu da kabul etmem. Evet elimizdeki bekçi kanunu gereğince bekçisi olmayan köylere bekçi atadım. Elimizdeki silâhlardan kendilerine verdim. Bunlara ait defterler muhafaza altındadır.”
Tayyarda bu silâh sorununa çok üzüldüyse de ben daireme gittim. O da dairesinde mevcut adamlarından ve dışardan para ile sağladığı cani adamlar aracılığı ile memlekette mevcut zenginlerin ve köylerdeki zenginlerin isimlerini öğrenmiş olacak ki, bunları yakalattırmak, gerektiği kadar para almak ve icap hapsetmek için jandarma arkadaşlarından birisini bürosuna çağırarak kapalı bir zarf vermiş. “Bunu Kozan’a üç-dört saat uzaklıktaki köylerde açarak istenilenleri yerine getireceksin” demiş. Yanına da Ermeni jandarmalardan çok güvendiği birisini katmış. Bu zarfın içindeki yazının kendisine yapılan zulüm nedeni ile kaçan eşraftan Hasan Efendi’nin çiftliğini basarak orada ise kendisini yakalamak olduğunu anladım. Hemen adı geçen Hasan Efendi’nin memlekette bulunan oğlu çağrılarak durum kendisine anlatıldı. Müfreze komutanına herhâlde verilmiş emri yapmaması ve kimseyi yakalamaması kendisine gizlice söylendi. Müfreze komutanı benimle aynı fikirde idi. Halbuki Fransız komutanı onu kendi adamı ve verdiği emirleri her zaman yapmaya hazır sanıyor ve ona son derece güveniyordu. Müfreze komutanı gitti ve eli boş döndü. Daha sonra Adana’dan bir Fransız süvari bölüğünün geleceği söyleniyordu.
İlave işgal süvarileri
Üç gün sonra Mösyö Tayyarda gelecek süvariler için hem ahır hem de oda hazırlanması için belediye başkanına emir verdi. Şehrin hemen dışında Müslümanlara ait büyük bir ev vardı. Hayvanların oraya, eratın da şehirdeki Müslüman evlerine yerleştirilmesi kararlaştırıldı ve karşılama hazırlıklarına da başlandı. Ertesi günü gene tüm Ermeni okulları, Ermeni ileri gelenleri hazırlandılar. Biz de Mutasarrıf Bey ile yine Tayyardayı karşıladığımız yere kadar gittik. Bölük geldi. Son derece tezahürat (gösterilerle) ile bölük karşılandı. Ermeni kızlarından birisi bölük komutanına karşı bir söylev verdi. O da buna karşılık verdi. Güya Kozan’daki asayişin korunması için geldiğini söylüyordu. Biz bunların da Kozan’a gelmesine son derece üzüldük. Müslümanlara artık her hâlde gizli silâh sağlanması zorunlu olmuştu. Çünkü Ermenilerin burunları çok yükseldi. Müslümanları tanımamaya ve her yerde Müslümanlara hakaret etmeye başladılar.
Ermenilerin şımarıklıkları ve tecavüzleri
Hatta, ben bir Ermeni evinde oturuyordum. Bir gün ev sahibinin kız kardeşi ben dairede görevimle uğraşırken evimize gelerek, “Yarına kadar buradan hemen çıkacaksınız. Eğer çıkmazsanız eşyalarınızı sokağa atacak sizi de Kilikya dışına çıkaracağız” diyerek ve birçok küfürler savurarak çocukları korkutur. Telefonla bilgi verdiler, evime gittim olayı anlattılar. Gelen kadının evine gittim. “Neden bizim eve geldiğini, bir daha gelecek olursa ayağını kıracağımı, istediği yere şikâyet etmesini söyledim. Buna karşılık vererek, ‘Seni Mösyö Tayyarda’ya şikayet ederim” dedi. Ben de, “edebilirsin” dedim. “Vay, demek Tayyarda’dan korkmuyorsun” dedi. “Korkmuyorum” dedim ve daireme geldim.
Katagikos vekiline durumu anlattım. “O kadındır, kusuruna bakma” dedi. Ama, daha evvel kadın ona da şikâyet etmiş olmalı ki bana karşı durumu bir anda değişti. Bunlardan her şey bekleneceği için, evden çıkmak zorunda kaldım. Müftü Efendi’nin damadının evine taşındım. Bizim eve gelen kadının erkek kardeşi, Mösyö Tayyarda’nın sekreterlerinden biri idi. Onu yanıma çağırdım. “Kız kardeşinin bana ve aileme yaptığından çok üzüldüğümü, Jandarma Tabur Komutanı olduğum için kendilerinden böyle bir davranış beklemediğimi söyledim. Ama, herif elinden gelse beni yiyecek gibi davranıyordu. Doğal olarak o da durumu Mösyö Tayyarda’ya anlattı. O sıralarda Tayyarda her şeye el koydu. Hemen her işi eline aldı. Mutasarrıf Bey’in onun yanında hiç değeri yoktu. Bazen Mutasarrıf Bey yanına geldiği vakit içeride Ermenilerden yanında bulunanlara karşı, biraz beklesin meşgulüm diyerek Mutasarrıf Bey’i yanına almadığı da oluyordu.
Bir gün Fransızların özel bir günü nedeni ile bir tören yapılacağını söyledi. Her yer İngiliz, Fransız, İtalyan ve çok büyük Ermeni bayraklarıyla donandı. Hatta Mutasarrıf Bey de evine adı geçen bayraklardan asmıştı. Büyük meydanlıkta Fransız bayrağına karşı saygı töreni yapıldı. O sırada süvari bölüğü de bir tören geçişi yaptı. Ondan sonra bazı eğlenceler yapılarak gece 60 kişilik bir ziyafet (yemek) verildi. Bu yemekte doğal olarak ben de vardım. Her kesin oturacağı sandalyelerde adı vardı. Yemek sırasında Tayyarda bir söylev verdi. Bizim arkadaşlardan birisi de ona karşılık verdi. Bu durumlardan çok üzülüyor ve umutsuzluğa kapılıyorduk. Fakat ne çare, Müslüman kardeşlerimize bizden sonra belki bir Ermeni, Jandarma Komutanlığı görevini üstlenir de Müslümanlara eziyet eder diyerek bir süre daha görevde kalmak zorunluluğu vardı. Fakat Fransız Komutanı Tayyarda’nın bana karşı davranışı günden güne değişiyor. Benden son derece kuşkulanıyordu.
Kuvvacılık faaliyetleri
Epey zamandan beri, İngilizlerin Beyrut’u işgalinden sonra ailemi Şam Trablus’daki kayın biraderimin yanına gitmek üzere Beyrut’taki evinde bırakmıştım. Aradan dört ay geçtiği hâlde kendilerinden hiçbir mektup alamadığımdan son derece üzgün bir hâlde bulunuyordum. Ailemi getirmek üzere bir ay izin alıp Adana – Mersin yolu ile Şam Trablus’a gidip ailemi alarak gene aynı yolla Kozan’a geldim. Geldiğimde durumu daha kötü gördüm. İzine giderken vekâleti kendisini Arap tanıtarak Mösyö Tayyarda’nın tüm isteklerini yerine getirmeye çalışan vatan haini Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Haşim Efendi’ye Tayyarda’nın emri ile vermiştim. Her nedense geri dönüşüm onun da hoşuna gitmemiş olmalı ki Tayyarda’ya karşı hakkımda yaptığı tezvirattan (yalan, dolan sözler) dolayı Mösyö Tayyarda’nın bana hiç güveni olmadığını öğrendim.
Bir gün tüm arkadaşlarımla bizi bahçedeki evine çağırdı, gittik. Orada tüm arkadaşlarım arasında sanırım Kadirli Bölük Komutanı Yüzbaşı Ali Saip Bey de vardı. “Tufanbeyli ve Saimbeyli taraflarına silâhlı pek çok Kuva-yı Milliye mensubu geçiyormuş.” Ben, “o taraflara böyle silâhlı bir kuvvetin geçtiğini hiç ummuyorum. Eğer geçseydi elbette bilgimiz olurdu” dedimse de şöyle yarı alay eder bir davranışla ”haberiniz yok değil mi” diyerek kafasını salladı. Güya onları ben geçiriyormuşum gibi sözler söyledi. O sırada taburumuzun çok çalışkan Saimbeyli Bölük Komutanı Vekili Üsteğmen Hayri Efendi’yi hemen merkeze alarak yerine bir Ermeni subay gönderdi. Minas Efendi adında bir Ermeni subayını da bana mülhak olarak verdi.
Görevden uzaklaştırılıyorum
O sırada Ramazan başladı. Camide ikindi namazını kıldıktan sonra Belediye Başkanı halen Kozan millet vekili bulunan Hüseyin Efendi ve diğerleri ile konuşarak her hâlde halkın ve köylülerin her olasılığa karşı birer silâh tedarik etmesini görüştük. Bu sefer herkesin yanında bulunan silâhların 24 saate kadar teslim edilmesi hakkında bir emir yayınladı ise de yapılan gizli teşvikat (isteklendirme) sonunda, halkın elinde bulunan silâhlardan büyük bölümü teslim ettirilmedi Tayyarda bir gün beni gene odasına çağırttı, Yanına gittim. Kapıyı kapattı. Tercümanı yanında olduğu hâlde, “Komutan maalesef bundan sonra ve bu dakikadan itibaren seninle çalışamayacağım. Adana’dan Genel Vali Bremond’dan aldığım emirde, Adana ili dışında herhangi bir yeri isterseniz sizi Genel Müfettiş General Fulon’a yazarak atamanızı yaptıracaktır. Kilikya dışına çıkacaksınız. Yerinize Kadirli Bölük Komutanı (daha sonra Kozan millet vekili) Yüzbaşı Ali Saip Bey atadı. Taburu ona devrediniz” dedi

Böylece vatani görevimden dolayı Kilikya dışına çıkarıldığımı anladım Ali Saip Bey, Tayyarda’nın isteği ile Kozan’a geldi, taburu teslim ettim. Ailem hasta idi. Bir hafta sonra vatansever arkadaşlardan sekreterim Bayram Fehmi ve Teğmen Tayyar Efendiler ile Adana’ya hareket ettim. Kozan’dan Genel Komutanlık’a telefonla yaptığım başvuru sonucu Antep Jandarma Tabur Komutanlığı’na atandığım tebliğ edilmiş ise de bu telgrafın Fransızlar tarafından saklandığını ve bana göstermediklerini Adana’da haber aldım. Fransız komutana söyledim. “Evet, atamanız yapılmış, fakat biz, yakında Antep’i de işgal edeceğiz, oraya gidemezsin. Her hâlde Konya’ya gideceksin” karşılığını aldım. Amacım vatanıma hizmet olduğundan, doğrusu o sırada Adana’dan ayrılmayı hiç istemiyordum.
Gerçi yerime atanan kişi gerçekten yurtsever, gerçekte Fransızlara hizmet eder gibi görünen fakat kalben vatanını seven bir insan ise de, diğer kıtalarda olup bitenleri bilmediğimden, belki başka bir kıtaya atamamı yaparlar da vatanıma hizmet ederim umudu ile Adana’ya gidince doğru Adana işgal Kuvvetleri Komutanı Albay Bremond’un yanına gittim Tercümanı Beyrutlu Kemal Bey’i yanına çağırdı. “Emrinizle buraya geldim. Kozan’dan aldırılmamın sebebini lütfen açıklar mısınız? Benim bir kabahatim yoktur, bana verilen görevleri çok iyi yapıyordum” dedim.
Bana karşılık vererek, “Sen kendin istemişsin” dedi. “Hayır ben istemedim. Sizin istediğinizi söyledi, onun üzerine geldim” dedimse de “Son Kuva-yı Milliye ile iş birliği yapıyormuşsun, ittihatçı imişsin” dedi. Ben “Hayır, ben bir askerim. Askerler siyasetle uğraşmazlar. görevlerini yaparlar” dedim. Bunun üzerine: “Sen Adana’da uç gun daha kal yolluğunu vereceğim. Uç gün sonra buraya gel” dedi.
Üç gün sonra gittim. Gene Kemal Bey’i çağırdı. “Senin ittihatçı ve Fransızlar aleyhinde olduğun gerçekleşti. Bu nedenle sen bundan sonra bizim bölgede görev yapamazsın. Eğer istersen sizin Jandarma Genel Komutanı General Fulon’a bir tavsiye yazayım, seni istediği yere verdirsin” dedi, Anlaşıldı ki artık orada vatanî görevimizi yapamayacağız. Bin güçlükle Adana istasyonundan trene binilerek Konya’ya gidildi.
SON


İyi akşamlar diliyorum.
http://www.karacik.com/2020/04/03/cukurovada-fransiz-isgali-ve-ermeni-zulmu-2-bolum/
İnternet sitenizdeki bu bilgi için sizlerle iletişme geçmek istiyorum.