Hüseyin IŞIK (Em.Korgeneral)
GİRİŞ
Avusturya veliahtı Arşidük Fransua ile eşinin Saraybosna’da Prençip adındaki Sırplı bir anarşist tarafından öldürülmesi üzerine başlayan Birinci Dünya Savaşı, bizim ve müttefiklerimiz olan Almanya, Avusturya – Macaristan ve Bulgaristan’ın yenilgisiyle sona ermişti. Dört yıldan fazla süren bu savaş, tüm kaynaklarımızı tüketmişti. Osmanlı İmparatorluğu, maliye, ekonomi, sanayi ve teknik yönden savaşa katılan devletlerin en zayıfı idi. Malî kaynaklarımız ve ekonomimiz böyle büyük bir savaş sürdürecek kapasitede değildi. Avrupalıların sahip olduğu en ileri silâh, araç, gereç ve donatıma karşı biz piyade fişeğini bile dışarıdan satın almak zorunda idik. Düşmanlarımızın ve müttefiklerimizin geniş ikmal kaynaklarına ve bunları cephelere götürecek modern araçlarına (tren, otomobil, vapur vb) karşılık deve, öküz arabası, at ve eşeklerle ordumuzun ihtiyacını sağlamaya çalışıyorduk.
Buna rağmen dört yıldan fazla bir süre dünyanın en kuvvetli ordularına ve imkânlarına sahip olan bu devletlerle kahramanca savaştık. Eksiklerimizi, Türk subayının ve Türk insanının yurt sevgisi, kanaatkârlığı, dayanıklılığı ile tamamladık. Kafkasya’da ve Galiçya’da Ruslarla, Irakta, Mısır’da, Filistin’de İngilizlerle, Çanakkale’de İngiliz ve Fransızlarla savaştık.
Irak Cephesi’nde Kutülammare’de General Tavshend komutasındaki İngiliz kuvvetlerini yenerek başta komutanları olmak üzere on binlerce İngiliz ve Hintli askeri tutsak aldık.

İngiliz ve Fransızların Çanakkale ve Karadeniz boğazlarını zorla geçerek Rusya’ya yardım etme girişimleri onların yenilgisiyle sonuçlandı. Dünyanın en gelişmiş donanmalarının 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nı zorla geçme çabaları, kahramanca direnişimiz ve topçumuzun disiplinli savunması sonucu başarıya ulaşamadı. Müttefikler birçok gemi ve asker yitirdiler.
İngiliz ve Fransızlar anavatan ve sömürge askerleriyle 25 Nisan 1915te Çanakkale Boğazı’nı aşmak için çıkarma yaptılar. Donanmalarının cehennemi andıran ateşleri, en modern araç ve gereçlerle yaptıkları taarruzlar Türk askerinin direnişi karşısında durakladı ve 8/9 Ocak 1916 gecesi askerlerini geri çekerek savaş alanını kahraman ordumuza bıraktılar. Çanakkale savaşları çok kanlı olmuştur. Bu savaşta her Türk ailesinden bir kişi şehit düşmüştür. Çanakkale savaşlarında tarafların uğradıkları kayıplar hakkında çeşitli kaynaklar çelişkili bilgiler veriyorlar. Büyük Larousse’nin yazdığına göre bu savaştaki kaybımız 55.000 şehit, 100.000 yaralı, 10.000 kayıp, 25.000 hasta ve yaralı olmak üzere toplam 190.000 kişidir. (1) İngiliz ve Fransızların bu savaştaki kayıpları 43.000 ölü, 72.000 yaralı ve 30.000 kayıp olmak üzere top. lam 145.000 kişidir. (2)
Osmanlı ülkesindeki yaklaşık on üç milyon Müslüman Türk nüfusun 2.850.000’i askere alındı. Ateşkes sırasında ordumuzun tüm mevcudu 560.000 kişi idi. Bu duruma göre yaklaşık iki milyondan fazla insan kaybettik Bunun 500.000 – 600.000’i şehittir.
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI
Ordumuz gittikçe gücünü yitiriyordu, Askerlerimizi ne doğru dürüst besleyebiliyor ne de giydirebiliyorduk. Filistin Cephesi’ndeki askerlerimizin 1917 ve 1918 yıllarında çamaşırları ve ayakkabıları yoktu. Erat, kaba aba elbiseleri çıplak vücuduna giyiyordu. Çoğu erde çarık bile yoktu. Bir görevden döndüklerinde ayakları kanlar içinde kalıyordu. Elimizdeki atlar ve katırlar o kadar cılızdı ki topların mevzi değiştirmesi yapılamıyordu, Eylül 1918’de İngiliz generali Allenbi’nin yaptığı taarruz cephemizi çökertti. Ordumuz büyük kayıplar vererek binbir güçlükle bu günkü sınırlarımıza çekilebildi.
Müttefiklerimiz de aynı durumdaydı. Bulgaristan, 29 Eylül 1918’de ateşkes imzalayarak savaştan çekildi. Böylece İstanbul müttefik saldırılarına karşı savunmasız kalmış oldu. Almanya 4 Ekim 1918’de, Osmanlı Devleti 5 Ekim’de Avusturya – Macaristan 7 Ekim’de ateşkes antlaşması için başvurdular.
Deniz Bakanı Rauf (Orbay) Bey başkanlığında Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Reşat Hikmet ile Yarbay Sadullah’tan oluşan bir kurul 27 Ekim 1918’de Mondros’ta görüşmelere başladı. Müttefikleri, İngiliz amirali Calthrope temsil ediyordu. Görüşmeler Agamemnon adındaki İngiliz savaş gemisinde yapılıyordu. İngilizlerin tüm isteklerini kabul etmek zorunda kaldık. Hemen hemen hiçbir önerimiz kabul edilmedi. 25 maddeden oluşan antlaşma birçok tuzaklar ve istenilen yere çekilebilecek deyimlerle doluydu. Sekiz yıldır süregelen savaşlardan bıkıldığından antlaşma büyük bir sevinçle karşılandı. Halbuki bu antlaşmanın ne ağır koşullar içerdiği ve milletçe elimizi kolunuzu nasıl bağladığı daha sonra anlaşıldı.

Antlaşmayı imzaladıktan sonra İstanbul’a dönen Rauf (Orbay) Bey gazetecilere “Mütarekeyi imzalamaya giderken bu günkü gibi sevinçli döneceğimi tahmin etmiyordum. Görüşmeler sırasında İngilizler çok açık kalpli ve samimi davrandılar. Bu mütareke ile devletimizin bağımsızlığı, saltanatımızın hukuku tamamiyle kurtulmuştur” dedikten sonra “Bu mütareke, galip ile mağlup arasında yapılmış bir mütareke değil. savaş hâlinden çıkmak isteyen denk iki kuvvetin aralarındaki düşmanlığı durdurmalan hali gibi bir şeydir. İngilizlerin Osmanlıları yaşatma fikrinde olduklarına inanıyorum. İstanbul’a tek bir düşman askeri çıkmayacak, Adana işgal edilmeyecektir” (3) demişti.
Sadrazam Ahmet izzet Paşa, başarısından ötürü Rauf Bey’e teşekkür etmiş, Amiral Calthrope’a telgraf çekerek “Ekselans, delegelerimizin İstanbul’a geldiği şu anda, yanınızda gördükleri dostça kabulden dolayı, Ekselansınıza en samimi teşekkürlerimi ifade etmeyi bir vazife sayıyorum. İmzalanmış bulunan mütarekenamenin İngiltere ile Türkiye arasında gerekli bir barışın başlangıcı olacağına inanmış bulunmaktayım. Gelecekte iki memleket arasındaki dostça ilişkileri ve ahengi bir daha hiçbir olayın bozmaması için Tanrı’ya niyaz ederim” demişti.
ANTLAŞMAYA UYMAYAN DAVRANIŞLAR
Müttefikler, antlaşmanın mürekkebi kurumadan maskelerini çıkararak Türkiye’yi işgale ve paylaşmaya başladılar. 13 Kasım 1918’de elli beş parçadan oluşan ve içlerinde dört Yunan gemisi de bulunan donanma Dolmabahçe Sarayı önünde demirledi. 3500 müttefik askeri Beyoğlu’na çıktı.
11 Aralık 1918’de Fransız subayları komutasında 400 yerli Ermeni’den oluşan bir Fransız taburu Dörtyol’a geldi. Buradaki jandarmaları ve memurları kasabadan kovdular.
17 Aralık 1918’de çoğu Ermenilerden oluşan 1500 Fransız askeri Mersin le çıkarıldı. Bu kuvvetten ayrılan ufak müfrezeler Tarsus, Adana ve Misis’i işgal ettiler.

Adana’daki Fransız kuvvetlerinden çıkarılan müfrezeler İskenderun, Ceyhan, Toprakkale, Yenice, Pozantı, İslahiye, Tarsus, Kelebek İstasyonu’nu işgal ettiler.
Şiddetli yağmur ve bozuk hava şartları nedeniyle, 2nci Ordu’ya ait silâh, cephane, araç ve gerecin bir kısmı taşınamamıştı. Hacıkırı Kelebek istasyonu arasındaki 10 km’lik demiryolu birçok yerlerinden bozulmuştu. Tüm ısrarlarımıza rağmen İngilizler 26 Aralık 1918’e kadar Pozantı İstasyonu’na taşınamayan bu malzemeye el koydular. Böylece 30 vagon piyade ve topçu cephanesi, 15 vagon benzin, vagonlara yüklenmiş iki deniz uçağı, 200 ton kadar yiyecek maddesi İngilizlerin eline geçti.
27 Aralık 1918’de Pozantı’yı işgal eden Fransızlar, buradaki menzil hastahanesine, 50 ton yiyeceğe, 100 ton arpaya, 120 yük otomobiline el koydular.
Müttefikler, işgal ettikleri bölgede sağlam karakterli ve cesur subaylara ve memurlara tahammül edemiyorlardı. Bu nedenle Yıldırım Orduları Müfettişliği’ne atanan Nihat (Anılmış) Paşa’nın Adana vali vekilliğini istemedikleri gibi, Konya’daki ordu komutanlığında kalmasını da tehlikeli gördüklerinden İngiliz Fevkalade Komiserliği 2 Ocak 1919 tda Dışişleri Bakanlığı’na bir yazı göndererek “Nihat Paşa’nın Kilikya’daki Türk halkını silahlandırdığını, savaşmak üzere şehir ve kasabalarda İslâm cemiyetleri teşkiline giriştiğini, bu nedenle adı geçen generalin görevine devamına İngiltere Hükûmeti’nce müsaade olunamayacağından değiştirilmesini” istiyordu.
Harbiye Nazırı Cevat Paşa, “sözde kalan bu suçlamalardan dolayı birşey yapamayacağını” 7 Ocak 1919’da bildirdi. 16 Ocak 1919’da İngiliz Yüksek Komiserliği’nin verdiği muhtıra karşısında Osmanlı Hükûmeti İngiliz muhtırasına boyun eğerek Nihat Paşa’yı İstanbul’a çağırdı. Bunun üzerine Cevat Paşa görevinden istifa etti.
FRANSIZ İŞGALİ ALTINDAKİ ADANA
Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü sırada Leningrad’da Fransızlarla İngilizler arasında imzalanan Sykes-Picot Antlaşması’na göre Suriye, Musul, Urfa, Maraş ve Ayıntap bölgeleri Fransızlara bırakılmıştı. Fransızlar özellikle Çukurova’nın ekonomik bakımdan ne kadar önemli olduğunu biliyorlardı. Çukurova pamuğunun Fransa’nın tüm tekstil gereksinimini karşılayacağının bilincindeydiler. Senede üç kez ürün alınabilinen bu verimli ovada, modern tarım yapılması hâlinde elde edecekleri ürün ağızlarını sulandırıyordu.

Mondros Antlaşması’nı istedikleri gibi yorumlayarak Pozantı’ya kadar olan bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetlerini kuzeye göndermişlerdi. 9 Ocak 1919’da Albay Bremond genel vali olarak, Adana Hükûmet Konağı’na yerleşmişti.
Fransızlar bölgeyi işgal ederken “Ermeni Lejyonu ve İntikam Alayı“adını verdikleri Fransız üniforması giyen Ermenileri de beraberlerinde getirmişlerdi. Bu Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında düşmanla iş birliği yaptıkları için Suriye’ye göç ettirilmişlerdi. Bunlar her türlü öç alma duygusu ve kin ile bilendikleri hâlde geri gelmişlerdi. Yerli Türk halkına her türlü baskıyı ve kötülüğü yapıyorlardı. Fransızlar Ermenilerin bu davranışlarını görmezlikten geliyor hatta onlarla iş birliği yapıyorlardı. Fransızların antlaşmaya uymayan bazı hareketleri şunlardı:
- Osmanlı Hükûmeti’nin atadığı subayları geri çevirmişlerdi.
- Adana’dan İstanbul’a gidecek yolcuları “yol tezkeresi” almaya ve bilet ücretlerini altın veya gümüş para ile ödemeye zorlamışlardı.
- Adana mahkemelerinde verilen kararları, Beyrut’taki yargıtaya gönderiyorlardı.
- Osmanlı posta pullarının üzerine “Kilikya” kelimesini sürşarj ediyorlardı.
- Resmî binalara Türk bayrağı yerine Fransız bayrağı çekiyorlardı.
- Osmanlı vali, mutasarrıf ve kaymakamlarını, verecekleri keyfi emirlere uymaya zorluyorlardı.
- Polis ve jandarmanın üniformasını değiştirerek kalpaklarındaki ay yıldızı kaldırmışlar, eğitim ve komuta dilini Fransızca yapmışlardı.
- Ermenileri zorla polis ve jandarma teşkilâtı içine sokmuşlardı. Bu oran yaklaşık olarak %5’i buluyordu
- Doğu Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirmek üzere bir yılda Adana iline yaklaşık 120.000 Ermeni toplamışlardı.
- Halktan ve ordudan toplanan silahları Ermenilere vermişlerdi.
- Ermeniler göç ettirilirken mallarını Türklere yok pahasına sattıkları veya mallarının bedellerini alamadıkları iddiasıyla her yerde komisyonlar kurulmuştu. Bu komisyonlar, Ermenilerin isteklerini doğru sayarak bu alacakları Türklerden zorla alıp Ermenilere veriyorlardı. Ermeniler o kadar şımarmışlardı ki bu haklarını bir baskı aracı olarak kullanıyorlardı.
Yüzbaşı Ali Saip “Çukurova Acıklı Olayları ve Urfa’nın Kurtuluş Savaşları”adlı kitabında Ermenilerin yaptıklarını şöyle anlatır: “Kafkasya’dan, Amerika’dan, Bulgaristan’dan caniyane düşüncelerle gelen ve getirilen bilinçsiz, ülküsüz, yalnızca Türk öldürmekten ve Türk’ü soymaktan başka amaçları olmayan bu Ermenilerin, Bremond tarafından polis ve jandarma hizmetinde kullanılmaları, dünyanın hiçbir tarafında görülmemiş ve işitilmemiş bir caniler yönetiminin Çukurova’da kurulmasına sebep oldu. Çukurova’da kurulan bu Fransız yönetimi her türlü medenî bağlardan ve insanî hislerden yoksun idi.
Ermeniler, göz oymak, kulak ve burun kesmek, kadınları ayaklarından asıp dövmek, memelerini koparmak, Türk kadın ve kızlarının ırzına saldırmak suretiyle alçaklık ve kötülükte cidden eşi bulunmayan örnekler gösteriyorlardı.” (4)
Yine aynı yazarın anlattığına göre Kozan’ın Fransızlar tarafından işgali sırasında muhtelif yerlerde, parçalanarak öldürülmüş 140 Türk cesedi bulunmuştu.
Devam edecek…
NOTLAR
(1) Büyük Larousse; c.5, s.2568
(2) a.g.e.; s.2568
(3) Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı; Ankara Genelkurmay Basım Evi, 1952, s.50
(4) Ali Saip; Çukurova Acıklı Olayları ve Urfa’nın Kurtuluş Savaşları, Urfa Kurtuluş Matbaası, 1984, s.14-15


Siz de fikrinizi yazabilirsiniz: