
Kaşgarlı Mahmud bu boy adını “ Kayığ”, Reşideddin ise “ Kayı” şeklinde yazar. Bu “ Kayı” şeklindeki yazılış , bundan sonra devam edip gider. Şekil bakımından “Kay-“, “kaymak, meyletmek” fiiline yakındır. Bundan yapılmış bir sıfat da vardır : Kayğ yer, “ sapa, yoldan kaymış , yoldan uzak yer” anlamına gelirdi.
Bilindiği gibi Çingiz-Han’m kabilesi Kıyan veya Kıyat boyu idi. Reşideddin bu kabileden bahsederken şöyle der: “Moğol dilinde “ Kıyan” , dqğın tepesinden akan kuvvetli sele denir. Sert, çabuk, kuvvetli anlamına da gelir. “ Kıyan-Bahadır” çok yiğit ve cesur bir kişi idi. Bu ad, yiğitliğinden dolayı ona verilmiştir. “ Kıyat” sözü, “ Kıyan”ın çoğuludur. Bu sebeple o soydan gelenlere ve onlara en yakın olanlara, eski çağlarda “Kıyat” denmişti”.
Görülüyor ki Reşideddin’in istifade ettiği kaynaklar, Kıyan kabile adını Türkçe “ Kay-mak” fiilinden getiriyorlar ve anlam bakımından da “dağlardan aşağıya kuvvetle akan sellere” benzetiyorlar. Sel ve Sel basması motifi Türk mitolojisinde çok önemlidir. Şa-to’larda ve Macarlardaki selle ilgili inanışları kendi bölümlerinde inceleyeceğiz. Selçuk sözünün de, “Sel-cik” den getirilmek istendiğini unutmamamız gerekir.
Reşideddin, “kuvvetli sel” anlamından ikinci ve üçüncü bir manâ daha çıkarmakta ve Kıyan sözünün, “sert, kavî” ve dolayısiyle “ yiğit, bahadır” anlamına kullanıldığını da söylemektedir. Aynı Reşideddin, Oğuzların birinci ve en önemli kabilesi olan Kayı’Iar için de, Kayı, “muhkem” anlamınadır der. Görülüyor ki, hem Oğuzların ve hem de Moğolların en önemli kabilelerinin adlarında, manâ bakımından bir birlik meydana getirilmiştir. Reşideddin’in Türkçe bilip bilmediğini bilmiyoruz. Bize göre bilmesi lâzımdı. Ayrıca Moğol imparatorunun hâzinesinde saklı “ Altın debter” onun eline verilmişti. Etrafında da pek çok Türk ve Moğol bilginleri vardı. Ayrıca kitabı da Moğol imparatoruna sunulan bir tarihti. Çingiz Han’ın kabilesinin adını, — eğer Moğol hanedanı tarafından benimsenmemişse — Türkçe ile izah etmek, mümkün olmasa gerektir.
Kıyan sözünün, türk. Kay-an ile ilgili olduğu biraz şüphelidir. Fakat Moğolcada böyle bir söz yoktur. Ebülgazi Bahadır Han da Reşideddin’in bu açıklamasını aynen almış ve Radlof da bu sözü Kiyan şeklinde Moğolca bir söz olarak kabul etmiş ve sözlüğüne koymuştur. P. Pelliot, haklı olarak Radlof’un böyle sun’i olarak Moğolca bir kelime yaratışını tenkid ediyor ve Osmanlıcadaki “ Kay-an” sözünü niçin hatırlamadığını soruyor. Pelliot’nun görmemiş olmasına rağmen, gerçekten Ahmet Vefik Paşa, “ Kayan” , “dağlardan şiddetle inen muvakkat sel” diye, bir sözü meşhur sözlüğüne koymuştur. Ahmet Vefik Paşa Türk Şeceresini Türkçeye tercüme edenlerden biri idi. Bunu, Ebülgazi’nin tesiri altında yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Fakat bu söz, Anadolu Türkçesinde de vardır. Ayrıca Ortaasya’da Kıy ve Kıyat adını taşıyan Türk kabilelerine de rastlamıyor değiliz.
Bu birinci ve en önemli ihtimal üzerinde durmayan Türk kaynakları daha ziyade Katığ, “kat” / Kadhığ(?) / Kayığilermesi üzerinde duruyorlar. Kaşgarlı Mahmud, Kadhığşeklinden hiç söz açmıyor. Uygurca da da Katğ ‘dır. Moğolcada Katan, “çelik” anlamına gelir. Bununla ilgili olarak yapılmış bir sıfat olan Katankui, “sert” sözü de Türkçe Katığ ‘la ilgili bir söz olsa gerektir. Moğolcada da “ *Kadh-” şekli pek görülmez(*).
(*) Yüan-ch’ao pi-shih, 177’de geçen qadıqlıq (Kadıklık) yer adı, Ch’ ing-cheng-lu, 28’de, qadınlıq şeklinde yazılmıştır. Reşideddin ise bu sözü eserine Batı Türk lehçelerinin telâffuzuna göre, “kayınlık” şeklinde almıştır (Reşideddin, Berezin neşr., II, s. 179; Pelliot, Gengis-Kahn, s. 272). Kayınlık, “kayın ormanı, korusu” demektir. Doğu Türk lehçelerinde “ Kadhın” şeklinde söylenen bir söz, Batı lehçelerinde “ kayın” oluyordu (M. Kaşgarî, terc., I, s. 32). Türkçedeki katığ, “katı” sözünün diğer lehçelerdeki “ *kadhığ” şekline rastlamıyoruz. Bu sebeple elimizde bulunan bugünkü kaynaklarımıza göre, “ katığ” ( = katı) ile “ kayığ ” ( = kayı) arasında bir ilgi kurmak çok zor ve tehlikeli bir iş olur.
Kaynak: Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi

Siz de fikrinizi yazabilirsiniz: