Ziya Gökalp’in 12 Mayıs 1924 tarihili Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “Türklerin en zayıf noktası ve en kuvvetli noktası” adlı makalesinden alınmıştır.

Dün ikindiden sonra yine ÇınaraItı’na gittim. Meçhul filozof orada idi. Selâmdan, hâl ve hatır soruşlarından sonra, şu suali sordum:
— Türkler hangi noktada çok kuvvetlidirler ve hangi noktada çok zayıftırlar? Buna dair fikirlerinizi lütfen söyler misiniz?
— Türk milletinde maşerî vicdan çok kuvvetlidir; bu hususta sair Şark milletlerine benzemez. Diğer şark milletlerinde, henüz aşiret ve feodalizm teşkilâtı kalkmamıştır. Bu sebeple, onlarda yalnız zümrevî vicdanlar kuvvetlidir. Türlkerde ise, aşiret ve feodalizm teşkilâtları kalmadığı ve her Türk köyü, Avrupa köyleri gibi, bir komün mahiyetinde bulunduğu için, umum millete şâmil gayet kuvvetli bir mâşerî vicdan vardır.
Türklerin, tehlike zamanlarında, daima bir rehberin arkasında birleşerek hârikalar göstermesi mümkündür.
Türkler, nice defa harp ve felâket zamanlarında, bu maşerî vicdan sayesinde, büyük kahramanlıklar ve fedakârlıklar göstererek, cihan efkâr-ı âmmesinde muhterem bîr mevki kazanmışlardır. Türkleri, askerlik hususunda birinci derecede bir millet yapan, işte bu hususi yetidir. Türklerin, tehlike zamanlarında, daima bir rehberin arkasında birleşerek hârikalar göstermesi mümkündür. Hususîyle, bu rehber, hem kahraman, hem de dâhi olduğunu fîiliyatıyla isbat etmiş bulunursa, bütün mîllet, tamamiyle tereddüt ve şüpheden ârî olarak, her türlü tehlikelere onunla beraber atılmaktan çekinmez. Bu ruhî ve içtimaî kudret, Avrupa’nın en kudretli milletlerinde bile bu derece kuvvetli değildir.
Tehlike ve harp anlarında daima Türk milletinin mucizeler göstermesîni bekleyebiliriz ve Türklerin hiçbir millette görülmeyen fedakârlıkları yapacağından emin olabiliriz. Türk milletinin daima güvenebileceğimiz en esaslı kudreti budur.
Bizde umumî malûmat sahiplerine, hezarfenlere daha çok kıymet veriliyor.
Türklerin en zayıf noktasına gelince, bu da, taksim-i a’mâlinin(*) kâfi derecede derinleşmemiş olmasından ibarettir. Taksim-i a’mâl, fertlerin mütehassıs olmasını ve yalnız mütehassıslara kıymet verilmesini icabettirir. Bizde şimdilik mütehassıslar azdır ve umumî malûmat sahiplerine, hezarfenlere daha çok kıymet veriliyor. İşte en zayıf noktamız da budur. Bundan dolayıdır ki, en yüksek mefkurelere doğru atıldığımız ve en cezrî inkılâpları yapmak cür’etini gösterdiğimiz halde, her işin mütehassıslarını bulamamak yüzünden, tatbikatta sür’atîi ve hatasız olamıyoruz. Bu noktadaki eksikliğimizi itiraf ederek, derhal çaresine tevessül etmeliyiz. Mütehassıs yetiştirmek için, Avrupaya çokça talebeler göndermemiz ve yetişmiş mütehassıslarımız varsa onlara dört elle sarılmamız lâzımdır.
Gustave Le Bon başka bir filozoftan naklen diyor ki:
«Fransanın birinci derecedeki elli mühendisi, elli kimyageri, elli mimarı, elli tabibi, elli ziraatçısı, elli erkânıharbi, elli hukukçusu, elli iktisatçısı, elli maliyecisi birdenbire vefat etseler, Fransa mîlleti bir an içinde mahvolur; fakat, ihtisasla alâkadar olmayan bütün idare heyeti bir an içinde hayatı terketse, Fransız milleti bunların yerine daha iyilerini bularak, yine eskisi gibi yaşamakta devam edebilir.»
Biz, maşerî vicdanımızın çok kuvvetli olması sebebiyle, Avrupa’nın en kudretli milletlerinden biriyiz. Fakat, taksîm-i a’mâlimizin henüz başlangıç devresinde bulunması ve az miktarda bulunan mütehassıslarımıza da kâfi derecede kıymet vermeyerek, en ziyade iş görecekleri mevkilerden uzaklaştırmamız, milletimizi terakki sahasında daima yerinde sayar bir hale getirmiştir ve bu yolu takipte ısrar edersek, hiçbir zaman asrî bir millet olamayacağımızdan ve Avrupa medeniyeti camiasına giremeyeceğimizden emin olmalıyız.
Taksîm-i a’mâl: İş bölümü, uzmanlaşma.

Siz de fikrinizi yazabilirsiniz: